Yaren, Deniz ve Phoebe’nin

yoldaki bir yili…

6B064D8B-6B48-4170-BDE0-F8932182A7E4.JPG
 
 

Biz yolculugumuza başladık…

2018 Mart’ta 4x4 Mercedes Sprinter Van aldik. Bir senede icini yasanabilir bir hale getirdik ve 2019 Şubat itibari ile de yola koyulduk.

 
 

March

 
IMG_8911.JPG
 
 

MAR' 19

19

 

Yola çıkalı tam bir ay olmuş. Bir ay! 

'Daha dün gibi gözümün önünde evi boşaltışımız', veya 'su gibi geçti' gibi klişeleri yazmamak için resmen direniyorum...
Yola 19 Şubat 2019 Salı günü saat 2:15 te, evi boşaltma sırasında getir götür işlerini yapmak için kullandığımız kiralık arabanın anahtarını teslim ederek başladık. Van'ın kilometresi 169.872 yi gösteriyordu. Aslında ne Deniz ne de ben kendimizi yola çıkmış hissetmiyorduk çünkü önümüzde tamamen 'özgür' olmadan önce aşılması gereken bir kaç küçük hedef daha vardı. İlk iş Melbourne'e gidip elimizde kalan birkaç eşyayı arkadaşlara bırakmamız gerekiyordu. Gerçi bu, biraz da işin bahanesiydi... Melbourne’deki "ailemiz" dediğimiz insanlarla görüşmek istiyorduk şu bi senelik serüvenimize adım atmadan önce... Sadece bir gece, yol üstü bir yerde konaklayarak Çarşamba akşamı Melbourne'e vardık. Pazartesi sabahına kadar dolu dolu günler, geceler geçirdik sevdiceklerimizle. Araya bir kaç tamir vs de sıkıştırmayı ihmal etmedik tabi ki. Önce tekerleklerimizi değiştirdik. Sonrasındaysa bir sprinter toplayıcısı olan ve Deniz'in forumlardan takip ettiği Eric amcanın yanına uğradık. Van'ımız Eric ten geçer not alınca ne de sevindik, görmeniz lazım...
Pazartesi günü tekrar yola koyulduk ve çok acele etmeden Pazar akşamı Sydney de olmak üzere kendimize sahil tarafından bir rota çizdik. İkinci asılması gereken hedefimiz de 4 Mart Pazartesi haftasını Sydney’de geçirmekti. Deniz'in bir kaç gün çalışması ve kalan iki üç küçük angarya işin bitmesi gerekiyordu. Bu rotayı daha önce birçok kez yaptığımız için, gezip görmediğimiz kasabalardan geçmeyi, kalmadığımız kamp alanlarında gecelemeyi tercih ettik. Salı gecesini geçirdiğimiz Trident Arm Kamp alanı bizi kendine hayran bıraktı. Tuvalet, şu gibi olanakları yoktu ama nehire yukarıdan bakan harika bir manzarası vardı. Hafta içi gitmiş olmanın verdiği bir diğer avantaj da bizden başka kimseciklerin olmamasıydı…
Her geçen gün Van'ımize biraz daha yerleşiyor, içine son dakika da yer bulamadığımız için tıkıştırdığımız eşyalara yer buluyor, evimizi daha da yaşanabilir hale getiriyorduk. Yola başlamadan önce kafamda her eşyanın (tencereden - deterjana, tırnak makasından - şarap şişelerine, cüzdandan - küçük dikiş setine) bir yerinin olması ve kullanmadığımız, ihtiyaç duymadığımız hiç bir şeyin de van de kendine yer bulmaması düşünceleri vardı. Bu düzeni yakalayabilmek biraz zaman aldı, alıyor ve alacağa da benziyor :)
Ortalama Günde 150-200 km yaparak kuzeye ilerliyorduk. Cuma günü Sydney'e 3.5 saat uzaklıktaki Kioloa Beach te kalmaya karar verdik. Böylelikle Cumartesi günü Jervis Bay'de zaman geçirip, Pazar günü Sydney'de olabilcektik. Kioloa Beach Karavan Park'a öğlen 2 itibariyle giriş yaptık ve vanımız bir daha kendiliğinden çalışmadı. Marş motoru bozulmuş. Birkaç kere yoldayken teklediği olmuştu evet ama biz pek bi üstünde durmamıştık. Salı gününe kadar Kioloa'da kalmak zorunda kaldık. Van’ı farklı şekillerde çalıştırmayı becerdik, örneğin çöp arabasına vinçle bağlarayarak vurdurduk, ya da yokuş aşağı ben iterken akkuş vurdurdu gibi gibi... Ama sonunda tamirciye yedek parça gelene kadar beklemeye karar verdik. Güzel bir 5 gündü. 'Neden böyle şeyler hep bizi buluyor' gibi düşüncelere kapılmak yerine, 'Ne kadar şanslıyız ki şirin mi şirin, köpek kabul eden, suyun - elektriğin - tuvaletin - duşun olduğu, telefonun çektiği ve en önemlisi kendimizi güvende hissettiğimiz bir yerde başımıza geldi bu olay' diye düşündük. İlerleme var di mi? var var :)
Salı sabahı geldi çattı ve Ulladulla'daki Repco'ya Mercedes'ten gelen parçayı bizdeki çalımayanla değiştirmek üzere yola koyulduk. İşlerimiz rast gitti ve akşamında Sydney’e vardık. Salıdan cumaya hem iş hem alışveriş bir dört gün geçti. Ikea, Anaconda, Jaycar gibi yerlerden Van’de birkaç eksik giderildi, Vinnies ve Salvos gibi yerlere de Van'deki birkaç fazlalık teslim edildi.
Ve 8 Mart Cuma günü ASIL yolculuğumuz başlamış oldu. Nedense kafamızda böyle otomatik olarak 'filmlerde gördüğümüz hayatını yolda geçiren göçebe' normuna bağlayacağımız vardı heralde. Oysa ki bizde değişen per birşey olmamıştı günler ilerlemesine rağmen ve aşılması gereken hedefler aşılmasına rağmen...Baktık hala 'erteleyen' biz, hala 'eksik yaşayan' biz, hala ‘şükretmeyen’ biz... Farkındalığına varmaktan ziyade sanki aksiyon alma hızımız bizi şaşırttı bu sefer. Ne de olsa farkındalık konusunda az da olsun bir tecrübeye sahiptik ve ne olduysa şu son bir senede onun sayesinde olmuştu.
Kuzeye doğru yavaş ama emin adımlarla ilerlemeye başladık. Hayatımızda ilkleri yaşıyorduk. Kamp yapılmaz tabelaları altında geceliyor, milletin evinin yanında perdelerimizin arkasına sığınarak uykuya dalıyorduk. Sabahları güneşle güne başlıyor, kahvelerimizi çıplak ayak toprağa basarken ayakta yudumluyorduk. Gün boyu soğuk su içebilmek için, buzdolabından her şu şişesi çıkardığımızda yenisini doldurup geri buzdolabına yerleştirmeyi alışkanlık haline getirmeye çalışıyorduk. Phoebenin gün batımından sonra yorgunluktan kendini kaybedip horlamalarıyla kendimize gece eğlencesi çıkarıyorduk. Geçtiğimiz bir ayda arabayla aldığımız kmler değilde şu minik beyinlerimizin katettiği mesafelerdi çarpıcı olan. Tanıştığımız insanlar, günlerimizi geçirdiğimiz 500 nüfuslu kasabalar, yemeklerimizi paylaştığımız manzaralar, uçsuz bucaksızmış gibi görünen sahillerde yaptığımız sessiz yürüyüşler...
Ne kadar da birikmişler.


Şimdiden unutmaktan korkuyorum.